Motorola Symbol LS2208’in, küçük el tipi yapısıyla, maksimum verimlilik amaçlanmıştır. Sadece 146 gr’lık ağırlığı ile elinizde olduğunu unutabilirsiniz. Laser okuma teknolojisi sayesinde, saniyede 100 tarama hızıyla dünya üzerindeki benzerlerinden öne çıkmaktadır. 5 yıllık uzun bir garanti süresi olan ürün, 1.8 metreye kadar sert zemine düşme ya da darbe garantisi vermektedir. Bu sayede insan hatası minimuma indirilmiş ve devamlılık amaçlanmıştır. Hızı, güvenilirliği, küçük yapısıyla ihtiyaçlarınıza fazlasıyla hizmet verecek şekilde dizayn edilmiştir. Ergonomik yapısı her türlü alanda kullanıma olanak sağlar. Sağlık sektörü, kamu kurumları, eğitim, sanayi gibi çeşitli ortamlarda kullanılabilmektedir. 43 cm’lik bir uzaklığa kadar sorunsuz laser okuma yapabilen barkod okuyucuyla ulaşılması zor alanlardaki okuma işlemleri kolaylıkla yapılabilir. Sadece 15 cm olan yüksekliği ve 6.3 cm genişliği ile gereken pratikliliği size sağlar, her türlü ortamda çalışmanızı kolaylaştırır. Dünya üzerinde 5 milyondan fazla tüketiciye ulaşmış ve en çok satılan el tipi barkod okuyucu olmuştur. Motorola Symbol LS2208, 0°’den +50°’ye kadar ısı aralıklarında problemsiz çalışabilir. Laser okuma işlemi tamamlandığında LED ışık ve ses ile kullanıcısına bilgi verir. Bu sayede ekrana bakıp beklemek yerine, aldığınız uyarı ile bir sonraki okuma noktanıza anında geçebilirsiniz. Üst düzey bir verimlilik hedefleyen barkod okuyucu, her türlü arabirimde çalışacak şekilde tasarlanmıştır. Tüm bilgisayar sistemlerine kablolu ya da USB, keyboard wedge,…
İki oğlu da tahta çıkan ve Osmanlı imparatorluğu hükümdarlığını yaşayan ender padişah annelerinden biri olan Kösem Sultan, oğlu 4. Murat’ın sert tavırları nedeni ile iki evladını kaybederken, son oğlunu hayatta tutmayı başarmış ve onun tahta çıkmasını bile sağlamıştır. Sultan 1.İbrahim yaşantısının korku dolu olması sebebi ile ruhsal anlamda sıkıntılara düşerken, onun kadınlara ilgi duymaması, o dönem hanedan soyunu da zor bir duruma sokmuştur. Sultan 1. İbrahim’in annesi Kösem Sultan inançlı bir kişi olmasının yanı sıra, oğlunun tedavisi için bütün tıbbi çarelere başvurmuş ve hatta üfürükçü ya da cinci hocaların çok önemli bir bölümünü oğluna yardım etmeleri için saraya getirmiştir. Saraya çare olarak getirdiği insanlardan olan ve cinci hoca lakabıyla tanınan Karabaş zade Hüseyin efendiyi saraya getiren sultan, oğlunun bu hoca tarafından iyileştirilmesi amacı ile hocayı çok uzun süre sarayda misafir etmiştir. Bu dönemde çok zengin olan Cinci hoca, o kadar varlıklı bir hale gelmiş ki öldükten sonra mirası paralı askerlere cülus olarak dağıtılmıştır. Cinci hoca akçesi ismi de verilen bu paraların çok miktarda olduğu bilinmektedir. Kösem Sultan, oğlunun bu durumuna çok üzülmüş ve ona bir erkek torun vermesi için ülkenin her yerinden cariyeler getirtmiş ve oğluna onları sunarak onun bu içinde bulunduğu durumdan kurtulmasına çalışmıştır. Bu gün Safranbolu’da bulunan Cinci hoca hanı…
Tarih boyunca bu üzerinde yaşadığımız topraklar, önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Tarihin son dönemlerinde ise Türklerin eline geçen bu topraklar üzerinde pek çok azametli hükümdar ve bu hükümdarlardan bazılarına yol gösteren sultanlar da yaşamış ve tarih sayfalarındaki yerini almışlardır. Bunlara en güzel örnek, 1600’lü yılların başında yaşayan ve saraydaki konumu itibarı ile ülkenin bir numaralı kadını olan Kösem Sultan, hem kabiliyetleri hem de güzelliği ile Osmanlı sarayının gelmiş geçmiş en önemli sultanlarından biri olmuştur. Zevcesi olduğu 1. Ahmet, onun çok bağlı olduğu kocası ve hükümdarı iken, padişahın öldüğünde henüz 27 yaşında olan Kösem Sultan’ın, uzun süre yas tuttuğu söylenir. Bir dönem eşinin kardeşi olan 1. Mustafa ve eşinin diğer hanımından olan oğlu 2. Osman’ın tahta çıkması ile etkisini yitirdiği bir dönem yaşamıştır. Hayır, işlerine de fazlası ile düşkün olan sultanın, özellikle borcu yüzünden ceza almış olan insanların borçlarını ödediği söylenir. Aynı merhameti katiller için göstermeyen sultan, bu şekilde insani yönünü anlamamıza da olanak sağlamıştır. Kösem Sultan’ın yaşadığı dönemde Arabistan imparatorluk toprakları içinde olup, bu dönemde sultanın Mekke ve Medine bölgelerinde yaşayan insanlara da cömert şekilde yardım ettiğinden bahsedilir. Pek çok konuda örnek alınması gereken sultanın en büyük derdi ise iki kez yaşadığı evlat acısı olmuştur. Hanedanlığın sürmesi ve tahtın varislerinin ayıklanmasını hedefleyen imparatorluk kültürü,…
İnsanoğlu neden başından geçen bir olayı kısa bir süre sonra unutup hiç yaşanmamış gibi davranır?Bu kötü müdür?Yoksa iyi mi?Bilinmez… Sakarya insanı depremi 99 Marmara depreminde tanıdı diyebiliriz.Fakat şimdi bugüne baktığımızda kimler 99 Marmara depremini ve olanları hatırlıyor?Sorsak 1668 yılında olan büyük depremi kim hatırlar?Bu tarihte Doğu Anadolu fay hattı Erzincan’dan başlayıp Bolu’ya kadar kırılmıştı ve binlerce insan hayatını kaybetmişti.Ülkemizde deprem bildirileri 99 Marmara depreminden sonra bir yıl yada iki yıl kadar yapıldı sonra durduruldu.Sadece 17 Ağustos’ta depremde ölenleri anmak adına ufak tefek faaliyetler yapılıyor.Bunların da gittikçe asıl amacının dışına çıktığını görüyoruz.Asıl amacın ölen şehitleri anmak olduğu unutuluyor.Oysa deprem ufak bir doğa olayı değil, binlerce cana mal olabiliyor.Bunun için TV,radyo ve gazetelerde deprem bildirimleri yapılmalı, insanlar deprem konusunda bilgilendirilmelidir.Ben 99’da 11 yaşındaydım.Okula döndüğümde çoğu arkadaşım yoktu.Eğer o büyük deprem olmadan önce bilinçlenseydik belki bu kadar ağır sonuçları yaşamazdık.Bu makaleyi şimdi ki nesil için yazıyorum.Şuan deprem yine unutuldu.Ve yeni nesil deprem olduğunda ne yapılması gerektiğini ve en önemlisi olduktan sonraki sonuçlarını maalesef bilmiyor.Bu sefer hazırlıksız yakalanmayalım. Daha dün deprem sonrası unutmadık unutturmayacağız diyenler şimdi nerdeler?
